HometartışmaLiderlik, empati, korona ve Luppo

Liderlik, empati, korona ve Luppo

Şu sözün aslı kime aittir bilmem ama bir eğitiminde bu sözü paylaşan Sevgili Hocam Doğan Güneş Önder’i sevgi ile anıyorum: “Hayatta herşey yönetim ile ilgilidir”.

Ne zaman kurumsal hayatın çarklarında bir aksaklık görsem bu sözün doğruluğuna dair izler ararım. Hepimizin sinirlerini alt üst eden ve bir duygusal esneklik sınavına dönen pandemi günlerinde de aynısını yapmaya gayret ediyorum. Bir çok konuda fikrine danıştığım, düşüncelerini önemsediğim insanların bu süreci kavrayış şekilleri karşısında da dehşete düştüğümü söylemek isterim.

Sorun biz değil; ötekiler.

Sürecin başlangıcında #evdekal etiketli paylaşımlar ile duyarlılığımızı yere göğe ispatlayıp tam buğday unlarımızı, keçiboynuzu pekmezlerimizi, tatlı atıştırmalıklarımızı istifliyor bir yandan da arkadaşlarımız ile izleme ve okuma listeleri paylaşıyorduk. Buraya kadar bir yanlış yok. Yanlış kendi hayatımız ile ilgili tarafta değil; yanlış “diğerlerini” kavrama şeklimizde. Diğerlerini kavrama şeklimiz ile ilgili çarpıklığın, toptancılığın/indirgemeciliğin sokağa çıkma yasağının açıklandığı meşhur Cuma akşamı ayyuka çıktığını üzülerek gördüm.

#evdekal çağrılarına kulak asmadan toplu taşıma araçlarını dolduranları duyarsızlıkla suçlarken kendi çalışma düzeni ile ilgili bir yevmiyelik söz hakkı olmayanların handikapını görmezden geldik. Balık istifi toplu ulaşım fotoğrafları paylaşıp “bizi bu cehalet öldürecek” demeyi daha kolay bulduk. Çarpık şehirleşme, kırsal nüfusun yok olması, küçülen evler, yalnız ve bakımını yapacak kimsesi olmayan emekli gerçeğini görmezden geldik. Parkta oturup gelene geçene bakmak dışında bir sosyalleşme imkanı olmayan yaşlıların çaresiz fotoğrafları ile dalga geçip yaş ayrımcılığı yapmayı kolay bulduk. Yarın yiyeceği yemeğin malzemesini bugün kazandığı para ile alabilen %42’lik popülasyon yokmuş gibi davrandık. Sizin mahalledeki sanal marketin bile rafları boşalırken şehrin çeper semtlerindeki marketlerin hiç stok problemi yaşamaması üzerine düşünmedik bile.

“Hayret bi’şey. Adam Luppo almış abi”

Luppo alan beyefendiyi, Coca-Cola için sıraya giren amcayı dilediğimiz kadar küçümseyip ötekileştirebiliriz. Çok güzel şakalar da üretebiliriz; zira mizaha ihtiyacımız var. Ama ana problemi kaçırdığımızı, bu dilin zehirli bir dil olduğunu, ötekileştirmenin ve ayrımcılığın işlerin yolunda gitmediği dönemlerde kendine zemin bulduğunu da hatırlatmak isterim.

Şirketlerin başarılarını ve başarısızlıklarını liderlerinin ismi ile anıyorsak kamunun başarı ve başarısızlıklarını da liderleri ile anmanın önünde ne engelimiz var acaba?

Suçluyu tanıyor musunuz?

48 saat olarak açıkladığınız yasağın 48 saat ile sınırlı kalacağına kimse inanmıyorsa ve size inanmamaları için çok haklı nedenleri, deneyimleri varsa suçlu panikle daha fazla stok yapanlarda mıdır?

Sokağa çıkma yasağı kararı ile “fırınlar ve su satıcıları açık olacak” bilgileri arasında 1 saat zaman farkı bırakıyorsanız suçlu evine şişe şişe su taşıyanlar mıdır?

Çocuğunun içeceği sütü, kahvaltıda yiyeceği yumurtayı alamayacağı saatte kararı açıklıyor ve haftalık stok yapmayanları düşünmüyorsanız suçlu benzinlikten süt almaya çalışanlar mıdır?

Sokağa çıkma yasağının başlı başına panik yaratacak, insanı korkutacak bir karar olduğunu bile bile, çalışanların sadece haftasonu alışveriş yapabildiğini bile bile Cuma akşamı az sayıda marketin açık kaldığı bir saatte sokağa çıkma yasağı ilan ediyorsanız suçlu o az sayıda marketin önünde kuyruğa giren 3-5 bin insan mıdır?

Ortalığın yangın yerinde olduğu bir dönemde yaşlıca bir amcanın virüs kapmayı göze alarak Coca-Cola alması elbette tuhaf. Normal zamanlarda yaşayasaydık komik bulabilirdim ama üzgünüm ben buna gülemiyorum. Nimetmiş gibi elinde tuttuğu o iki şişe uzun ve sıkıcı bir haftasonunda can sıkıntısını gidermenin bir yolu olacak belli ki.

Hayatta herşey yönetim ile ilgilidir.

Hayatta herşey yönetim ile ilgilidir.

Yönettiği insanların güvenini kazanamayan, doğru ve zamanında bilgi paylaşmayan, insanların duygularını anlamayan, empati kuramayan, insanların hangi koşulda nasıl davranacağını tahmin edemeyen ya da daha kötüsü bunu önemsemeyen, gücü ve kibri diğer insanların yaşam haklarından bile özge tutan liderler, yöneticiler o toplumun başına gelen tüm felaketin sorumlusudurlar. Dünya’nın en pahalı liderlik eğitiminin içerisindeyiz; doğru not aldığımızdan emin olalım.

Kurumsal hayatın steril koşullarında “seni anlıyorum”, “senin duygularını önemsiyorum”, “seninle empati kuruyorum” demek son derece konforlu. Kurumsal hayatın steril koşullarında “bizim lider insanlara güven vermiyor”, “bu projenin çuvallamasının nedeni şu yönetici” demek de son derece konforlu. Aynısını toplumsal hayatta yapmakta niye bu kadar isteksiziz acaba? Bulunduğumuz yerden insanları tasniflemek, kategorize edip bütün felaketler için onları suçlamak konfor alanımız olabilir mi?

Neyse zor zamanlardayız, canımızı sıkmayalım. Biraz Luppo’lu fotoğraf paylaşalım da keyfimiz yerine gelsin.

Bir önceki yazımız olan Geleceği normlarla yönetemezsiniz başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

Erim Kırca

Uluslararası bir şirkette Yetenek Yönetimi Lideri olarak çalışmaktadır. Dokuz Eylül Üniversitesi'nde liderlik ve inovasyon üzerine doktora çalışmaları yapmaktadır. Tasarım, inovasyon, organizasyonel gelişim ve yetenek yönetimi konularına ilgi duymaktadır.

Written by

Uluslararası bir şirkette Yetenek Yönetimi Lideri olarak çalışmaktadır. Dokuz Eylül Üniversitesi'nde liderlik ve inovasyon üzerine doktora çalışmaları yapmaktadır. Tasarım, inovasyon, organizasyonel gelişim ve yetenek yönetimi konularına ilgi duymaktadır.

previous article
next article
No comments

Sorry, the comment form is closed at this time.